“Laik Türkiye’nin Gururuydu, Artık Çarşaflı”

17 Mayıs 2008

Bu konuyla ilgili birkaç haber okudum internette, ama “önemsemedim”; her zamanki üslûp, her zamanki adilik dedim geçtim.

Ama bu başka bir durum, bu dediğim (küçük harfle yazacağım) star haberin haberi sunumu bambaşka bir durumun ifadesi. Az önce bir blogda yazıyla birlikte verilen vidyoda ilgili haberi izleyince “bi dakka ya, bi dakka” dedim. “Ne oluyoruz”, “Size ne” felan…

Bir kadın, reşit, akıl sahibi bir kadın kendi isteğiyle kapanıyor; onların deyimiyle “çarşafa giriyor”. Size ne? Size ne kardeşim? İsterse yorgan giyer, bu onun bileceği birşey; birşey giymemeyi tercih edenlere “cesur kadın” payesini veriyorsunuz, o sizin takdiriniz ve cesaret anlayışınız, birşey dediğimiz yok. Ama ben veya bir başkası, ne giyerse giysin “çeneni kapatmak zorundasın” güzel kardeşim; saygı duymak sevmek zorunda değilsin, en hafif tabirle “çeneni kapatacaksın”; sanane! Sanane!

Bu bayan (adını bu vesileyle yeni duydum) eğer gidip filenin başka bir sultanıyla evlenmek isteseydi (dikkat buyurunuz) sizce ne olurdu? “Kalıbımı basarım” eşcinsellerin haklarından dem vurulurdu. Ki beni ilgilendirmez; halka dayatmadıktan sonra ne tür bir ilişki içerisinde olursanız olun umurumda değil; gidin “sapıklığınızı” kendinizce yaşayın…

Bu bayan, havaalanında Sawyer Abi’ye “yatma teklifinde” bulunsa ne olurdu? Geçenlerde gördük

“Bizden olmayan” hangi ahlaksızlık varsa hepsini, cesaret, insan hakları, eşitlik ilkesiyle değerlendirir, sonra da birisi “çarşaf giyince” laik düzen elden gidiyor feryatları koparırız. Eminin ki korktuğunuz laik düzen falan değil; menfaatiniz için “hilafete” bile razı olursunuz siz, siz paranın kölelerisiniz; yapmayacağınız, menfaatiniz için düşmeyeceğiniz ayak kalmaz. Sizin derdiniz halkın uyanmış olması, artık rahat rahat çalamıyorsunuz, halk “çalınacaksa bile bizde çalacağız” diyor; pay istiyor. … Sizi tasfiye etmek isteyenlere değinmek bile istemiyorum… Eminimki başarılı olacaklar; sizin gibi paranın kölesi olmadıkları takdirde.

Birde şu “sonradan müslüman olanlar”a seslenmek istiyorum: Müslümanlıkta “şalvar, sakal, çarşaf, cüppe, takke” farz değil; belki de -münafığa kafire etkisi olmaz ama- az buçuk dine diyanete sıcak bakan insanlara da dini soğuk gösteriyorsunuz.

Düzelecek; istemesenizde.

İlgili yazıyı şurada okumuştum. Şu vidyoyu da ekleyeyim bari:


Aysun Özbek voleybol uğur dündar star haber haber7
by ferhatesnek

Sevgiliye, “En Sevgili”ye Hitap!

16 Mayıs 2008

Çöle İnen Nur’dan birkaç alıntı yapmıştım. Yine bana hayli nazik gelen ve ilk defa duyduğum çok güzel bir nüansı kendi satırlarımla aktarmak istiyorum.

Necip Fazıl, Kur’an-ı Kerim’de Efendimiz’e Allah (c.c.) tarafından, nida sigasıyla ve ismiyle asla hitap edilmediğini söylüyor (nida sigasıyla “ve”  dedim; veya değil).  Buna sebeb olarak da Efendimiz’in Allah’ın Habibi, yani sevgilisi olması noktasına değiniliyordu. Yani O; Yüce Yaratıcı, Habibine karşı nazik bir üslûp kullanıyor ve beklide biz insanoğluna da bir mesaj veriliyor. Hani bir ayette,  Efendimiz yanında sesini yükselten bir sahabi vesilesiyle insanoğlu ikaz ediliyor ya..

Bu yüce Aşk ve nezaketine dair daha fazla söz söyleyecek  gücüm yok. Fazlası zarar olur.

Bu yazıyı okurken, o eski Osmanlı insanı geldi aklıma; hani bugün de  “kafa bulduğumuz” “sizli bizli” konuşmalar, hanımın beyine, beyin hanımına hitabındaki nezaket, letafet …  Ve belkide iffet!

Benim yeni duyduğum bu ölçüyü demek o gün bir ahlak olarak yaşıyormuşuz.  Osmanlı’yı yedi yüzyıl ayakta tutan beklide bu edeb idi. Edebi kaybettik, edebiyat da kayboldu,  edebiyat kaybolunca biz de kaybolduk; ve bugün kendimizi başkalarının kitaplarında arıyoruz; Batının…

Tekrarı; ya nasip!

Deli

16 Mayıs 2008

“Kişilik” diye, 700 sayfa kutrunda bir kitap okuyorum “deli” diyorlar. Akıllı kim?

Neymiş; “benimle ne alakası varmış”.

Yorum(cu) Farkı

15 Mayıs 2008

Şu habere yapılan şu yoruma bakın:

ÖYLE BİR ŞEY YOKSA NEDEN ACİL UYARI YAPMIŞ. VAR BUNUN İÇİNDE BİR GERÇEKLİK PAYI. BEN TÜRKSEL KULLANICISI DEĞİLİM. (KULLANMAM DA) AMA TÜRKSEL KULLANICILARI MESAJI ALMIŞTIR. Kaynak

Şu harika tecessüse bakın; “Öyle birşey yoksa neden uyarı yapmış”, “ben Turkcell kullanıcısı değilim. (kullanmam da)” ; şu edaya bakın, “da” da ayrı yazılmış yani, “Türksel kullanıcıları mesajı almıştır”; sen bu kadar harika  verdikten sonra almamak imkansız abi. :)

İnsan Denen Meçhul

15 Mayıs 2008

Kitap şu kısacık hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan birisi. Belki içindeki herşey doğru değil, ama “düşünen” her insanın okuması gereken bir kitap olduğu kanısındayım. Farklı yayınevlerinin baskıları var yanılmıyorsam, benim okuduğuum resimde görülen Hayat Yayınları’nın baskısı. Tercüme fena değil, bazı kelimelerin kullanımı gerçekten ilginç olmuş, ama belki de o benim ilginçliğimdir. Mesela; “serum” değilde “serom” demişler sürekli. TDk da benimle aynı fikirde ama olsun, belki tıpçıların kendi arasında kullandığı bir “ağız” vardır, felan… Her neyse teferruata takılmaya gerek yok; kitap -bence- çok güzel, ve okunması elzem kitaplardan.

Yazarı Alexis Carrel hakkında şunlar söylenmiş:

“İnsan Denen Meçhul” isimli bu eserle Nobel Tıp Ödülü kazanan Dr. Alexis Carrel Liyon Üniversitesi Tıp ve Eczacılık Fakültelerini bitirmiştir.
Tıp, biyoloji, psikoloji, insan ruhiyatı ve insanın geleceği konusunda ortaya koyduğu bilgiler bütün dünya dillerinde alimlerin görüşlerine ışık tutmuştur. İnsanı bütün yönleri ile “maddi, manevi ve en önemlisi ruh dünyası” ile ele alan bu eser bir yol gösterici, kendini keşfetmekten uzak ve günlük meşgalelerle gününü geçiren insanlara sırlı bünyesini keşfetme imkanını sunuyor. Kaynak

Kitap baştan sona “harika tespitler ve inanılmaz tekliflerle” dolu. Lafı fazla uzatmadan kitabın son paragrafını buraya eklemek istiyorum. (daha önce de başka bir yazı olarak alıntı yapmıştım)

Dünya tarihinde ilk defa, çöküşünün başlangıcına gelmiş bir medeniyet, felaketinin sebeplerini fark edebiliyor. Belki bu bilgiyi kullanabilecek, ilmin harikulâde kuvveti ile, geçmişteki bütün büyük milletlerin ortak akıbetine uğramaktan kurtulabilecektir… Yeni yolda ilerlemeğe başlamalıyız. s;231

Kitapla tanışmama vesile olan arkadaşıma da bu vesileyle çok teşekkür ediyorum.

Blog ve RSS. Nedir? Nasıl Kullanılır?

15 Mayıs 2008

Cevaplar bende değil. Chip.com.tr güzel bir çalışma yapmış. Bu çalışmada blog ve RSS teknolojisi ile ilgili hemen tüm sorulara cevap verilmeye çalışılmış. Blog ve RSS teknoloojisinin gelişim sürecine değinilmiş. Hasılı kelam güzel çalışma, okumak isteyenleri şurdan buyursun.

Modern Toplumun Eksikliği

15 Mayıs 2008

Modern toplum bireyi tanımıyor. O sadece insanî yaratıkları hesaba katıyor. Evrenler realitesine inanıyor ve bize soyutlanmış varlıklar muamelesi yapıyor. Onu en ciddi hatalardan birine, insanları standartlaştırmaya, fert ve insanî yaratık kavramlarının karşılığı sevk etmiştir. Eğer insanların hepsi birbirinin eşi olsaydı, onları hayvanlar gibi yetiştirmek, büyük sürüler halinde çalıştırmak mümkün olurdu. Fakat her birinin bir kişiliği var. Ona bir sembol gibi davranamayız.

Uzun zamandan beri bilindiği gibi, büyük adamların çoğu hemen hemen soyutlanmış durumda kalarak yetişmişlerdir, ya da bunlar okul kalıbına girmeyi reddetmişlerdir. Gerçekte teknik incelemeler için okul gereklidir. Çocuğun, belirli bir ölçüde benzerleriyle iletişim ihtiyacına da cevap verir. Fakat terbiyenin daima özenli bir yönü olmalıdır. Bu çocuğa ancak anne ve baba tarafından verilebilir. Yalnız anne ve babalar, bilhassa anne, terbiyenin gayesini oluşturan fizyolojik ve zihinsel özellikleri, belirledikleri andan itibaren gözlemlemişlerdir. Modern toplum, en küçük yaştan itibaren aile terbiyesi yerine okul terbiyesini vermekle çok ciddi bir hata işlemiştir.

Modern toplum, fert hakkındaki bilgisizliğinden dolayı yetişkinlerin özelliklerini köreltiyor. İnsan fabrika işçilerine, büro memurlarına, toptan üretimi sağlamak zorunda olanlara aşılanan yaşama tarzına, hep aynı biçimde ve aptalca bir çalışmaya, cezasını çekmeden tahammül edemez.

İnsan, modern şehirlerin sonsuz genişliğinde yalnız bırakılmış ve kaybolmuştur. O ekonomik bir soyutlama, sürüde bir baştır. Bireylik vasfını kaybeder. Ne sorumluluğu vardır, ne de gururu. Kalabalığın içinden zenginler, güçlü politikacılar, büyük çapta haydutlar çıkıyor. Ötekiler adsız bir toz zerresidir. Fakat birey, tanındığı bir gruba, bir köye, küçük bir kasabaya, nisbî öneminin daha büyük olacağı ve kendisinin de nüfuzlu bir vatandaş olacağını ümit ettiği bir yere mensup ise, şahsiyetini koruyabilir. Ferdiyet hakkındaki teorik bilgisizlik onun gerçekten kaybolmasına sebep olmuştur.

İnsan ve fert kavramlarının karışıklığından doğan diğer bir hata da demokratik eşitliktir. Bu inanç, bugün milletlerin tecrübe darbeleri altında yıkılıp gitmektedir. Demek ki, onun yanlış bir şey olduğunu göstermek faydasızdır, fakat uzun süren başarısına şaşmak gerek. İnsanlık buna bu kadar uzun zaman nasıl inanabilmiştir; Bu dogma, vücut ve şuur yapısını hesaba katmıyor. Somut bir vakıa olan ferde uymuyor. Elbette insanlar eşittirler. Fakat fertler eşit değildirler. Onların hak eşitliği bir hayaldir. Zayıf akıllıyla bir dâhi adamın kanun önünde eşit olmaması gerekir.

Ahmak, zekasız, dikkat edemeyen, dağınık bir kimsenin yüksek bir eğitime hakkı yoktur. Ona, tamamen gelişmiş bir fertle aynı seçme hakkını vermek saçmalıktır. Seksler yani cinsler e eşit değildir. Bütün bu eşitsizlikleri bilmemek çok tehlikelidir. Demokratik prensip, seçkinlerin gelişmesini engellemek suretiyle uygarlığın çöküşüne yardım etmiştir. Bireysel eşitsizliklere saygı duymak gerektiği besbelli.

Modern toplumda büyüklere, küçüklere, ortalara, aşağı olanlara uygun işler vardır. Fakat yüksek insanları da sıradan insanları yetiştirmedeki metodlarla yetiştirmeye çalışmamalıdır. Bundan dolayı, insanların demokrasi ideali ile standartlaştırılması zayıfların haksız yere hakim olmasını sağlamıştır. Zayıflar her sahada kuvvetlilere tercih edilmişlerdir. Hastalar, caniler ve deliler de halkın sempatisini kazanıyor. Ferdin gerilemesinden geniş ölçüde sorumlu olan eşitlik masalı, somut gerçeklerin ihmal edilmesidir.
Aşağı olanları yükseltmek mümkün olmadığı için, insanlar arasında eşitliği meydana getirmenin terk çaresi onların hepsini en aşağı seviyeye indirmek idi. Böylece şahsiyetin kuvveti kayboldu.

Birey kavramı ile insanî yaratık kavramı birbirine karıştırıldı, fakat yalnız bununla kalınmadı, insan kavramı bazı yabancı unsurların sokulmasıyla ve kendine has bazı öğelerin yoksun bırakılmasıyla bozuldu. Biz ona, mekanik âleme ait kavramları uyguladık. Düşünceyi, manevî ıstırabı, fedakârlığı, güzelliği, huzuru unuttuk.
İnsana kimyasal bir madde, bir makine çarkı muamelesi yaptık. Onu ahlâkî, estetik ve dinî faaliyetlerinden kesip aldık. Fizyolojik faaliyetlerinin bazılarını da yok ettik. Dokular ve şuurun yiyeceklerdeki ve yaşama tarzındaki değişikliklerle nasıl değişeceğini kendi kendimize hiç sormadık. Uyum fonksiyonlarının esas görevini ve bunların devre dışı bırakılmalarından doğacak sonuçların ciddi önemini göz ardı ettik. Bugünkü zaafımız hem ferdiyet hakkındaki bilgisizlikten, hem de insanın oluşumunu bilmemekten ileri geliyor.

İnsan Denen Meçhul, Alexis Carrel, s; 189-192

Ve Artık Herşey Manasını Yitirmiştir…

15 Mayıs 2008

Herşeyi izah için birşey lazım. O birşey nedir?

İnsanı uyutmayan nedir? Neden dönüp dolaşıp aynı sokağa çıkıyorum her seferinde. Bunda bir yanlışlık olmalı.

Bu satırlar neden burada? Ve bu satırlardaki ne? Nedir insanı “umursamadan uyuyabilmek”ten men eden? “Uykusuz olur mu demiştim” bir defa, meğer  uyuyamazmış insan…

Herşeyi bildiğini zannedip hiçbirşeyi bilmemek… Hergün aynı oyunu oynuyoruz; sıkılmadan, usanmadan, bıkmadan…

Yalan! Herşey yalan. İsyanlarım yalan, sen yalansın, ben yalan… Olamaz; bir gerçek olmalı. Samimi söylenen birkaç söz. Herşey bu kadar sahte ve yapmacık olamaz.

Bütün anlamların bittiği yerde anlamların en yücesi başlıyor olmalı…

Diğer isyankârların bir sebebi vardı; birşeyler arıyorlardı. Ben ne arıyorum ki?

“Yat artık” diyorsunuz… Kolay mı?

Böyle söyleyince ne sandınız? Miskin uykularım olmadığını mı? Yanıldınız.  Beyazın yanında siyahı taşımayan kaç insan vardır gönlünde?  Kaç insan sürekli yükseliştedir, yani hiç sürçmez, düşmez?

Ne kadar garip bir varlıksın, ne kadar basitsin ve nakadar karmaşık, ne kadar küçüksün ve ne kadar büyük, seni kuşatmak ne kadar zor. Mümkün mü? Kaç kişiye nasip olmuş? “Buralarda” pek görmediniz değil mi?

Ve herşey yeniden şekillenmeye başlıyor; hergün, her ân.

İlginç

14 Mayıs 2008

“Kimse Yok mu” diye bir dernek olmasından dolayı bu fotoğraf için en uygun söz kullanılamamış ve “orada kimse var mı” denmiş.

Hürriyet’i eleştirmiyorum, sadece gözüme takıldı işte.

Telekulak, Dinleme, Polis, Asker…

14 Mayıs 2008

“Tüfeng icat oldu mertlik bozuldu” demişler. Teknoloji iki asırdan beri, özellikle son ellilik dilimde inanılmaz bir gelişme gösterdi. Yıkmak için kullandığımız silahların tahrip gücünü inanılmaz bir şekilde geliştirdiğimiz gibi yapmak için olan tıp ilminde de inanılmaz gelişmeler yaşandı.

Eskiden iki “güç odağı” hesaplaşmak durumunda kalırsa, kılıç-kalkan toparlanıp bir meydan savaşı yaparlardı ve mesele çözülürdü. Tabi o günlerinde kenine has “namertlik”leri vardı, onlar bir yana. Günümüzde ise “mertlik”le çözebileceğiniz bir mesele kalmamış gibidir; en basit ihtiyaçtan en zor hesaplara kadar her işinizi ahlaksızca halletmek zorunda bırakılırsınız.

Ülkemizde ve dünyada “dinleme” olayı çok farklı boyutlar kazanmış durumda. Bu dinleme olayını geniş bir şekilde ele alacak olursak internetteki takiplerden, en kompleks görüşmelerin dinlenmesine kadar birçok çeşidi var.

Haliyle bu teknolojileri imkanları dairesinde en çok kullananlar istihbarat teşkilatları ve güvenlik güçleri. Mesela Amerika’nın başka birkaç devletle işbirliği yaparak kurmuş olduğu “Echelon” denen ve NSA tarafından kontrol edildiği söylenen, küresel görüşmelerin takibini ve istenen verilerin “süzülmesini” sağlayan kompleks ve efsane bir sistem varmış. Başkaca birçok dinleme ve izleme taktiği olsa da en uç örnek olarak “Echelon” çevresinde değinmek istiyorum konuya.

Bütün dünyayı dinlemek neye yarar? Milyarlarca telefon görüşmesi, e-posta, SMS, vs. Bütün bu verilere bir anlam veremedikten sonra bunlara sahip olmak bir anlam taşımaz tabi. Eğer verileri ayırt edemiyorsak ancak bildiğimiz ve istediğimiz kaynakları dinleyebiliriz ama istediğimiz kelimeyi süzebilen ve anında raporlayan bir sistem yapabilirseniz bu “inanılmaz” olur işte. İşte “Echelon” denen sistem istenen veriyi süzme işlemini yapabiliyormuş. Bu güçle ileri seviye bilimsel araştırmaları takipten (teknoloji hırsızlığı), askerî, siyasî sırlara birçok şeye sahip olabilirsiniz. Tabi bunlar var demiyorum, anlatılana ve olabilecek olana göre yazıyorum.

Memleketimizde de Susurluk olayından sonra inanılmaz bir şekilde artan “telekulak” olayları vardır. Bunu Emniyet Teşkilatı’nın yaptığını söyleyenler olduğu gibi, Hangi kuruma bağlı olduğu belli olmayan JİTEM’in yaptığını veya askerî istihbarat birimerinin ve MİT’in bu işlerin içinde olduğunu söyleyenler var. Vazifeleri itibariyle bu güçlerin hepsi “yasa dahilinde” bu işlerle ilgilenmek zorundadır ve ilgileniyordur. Sorun “yasadışı” olarak, izinsiz yapılan dinlemeler noktasında olsa gerek.

Polisiye filmlerde sıkça rastladığımız üzere “kurallar” ancak suçluyu kaçırmaya yarıyor, bürokrasi yavaş işliyor vs. Ama gerçek hayatta maalesef “iyiler” “kötüler”den çok değil ve bu kural ihlalleri çok büyük boyutlara varabiliyor. Sonuç itibariyle çok büyük boyutlara ulaşan vatandaş fişlemelerine kadar varabiliyor.

En son karşılaştığımız vak’a Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Sayın Paksüt’ün vak’ası. Bir araçtan şüpheleniyor ve “Emniyet Müdürünü” arıyor. Olay bir “narkotik operasyonu” damgasıyla kapanıyor. Gerçek böyle olabilir bu birşeyi değiştirmez ama eminimki “Egenekoncular” birilerini dinlediği, izlediği gibi “diğerleri” de fazlasıyla onları dinliyor, izliyor. (son cümledeki “yor”lara bir “dur” ekleyelim, please!)

Son dönemde medyada polisi yıpratmaya yönelik kapsamlı bir operasyon yapılıyor ve bu da bunun bir parçası. Olay bu çerçevede olmasa bile medyadaki takdimi öyle. Ben çok garipsemedim.

Bu “savaş” nereye kadar varır bilmiyorum ama “göründüğünden çok daha büyük ve sancılı” olduğu kesin. Buzdağının altını ne zaman görebileceğiz acaba?