<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>AhmetAli.org</title>
	<atom:link href="http://www.ahmetali.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ahmetali.org</link>
	<description>Bazı şiirler</description>
	<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 10:25:40 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>İstibdad</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/istibdad.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/istibdad.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 09:27:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=53</guid>
		<description><![CDATA[
Kardeşim Midhat Cemâl’e
Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdâd,
Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yad!
Diyor ecdâdımız makberlerinden: &#8220;Ey sefil ahfâd,
Niçin binlerce ma’sûm öldürürken her gelen cellâd,
Hurûş etmezdi, mezbûhâne olsun, kimseden feryâd?
Otuz milyon ahâlî, üç şakînin böyle mahkûmu
Olup çeksin hükûmet nâmına bir bâr-ı meş’ûmu!
Utanmaz mıydınız bir, saysalar zâlimle mazlûmu?
Siz, ey insanlık isti’dâdının dünyâda mahrûmu
Semâlardan da yüksek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="199" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=90047337572715832&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="199" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=90047337572715832&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p><em>Kardeşim Midhat Cemâl’e</em></p>
<p>Yıkıldın, gittin amma ey mülevves devr-i istibdâd,<br />
Bıraktın milletin kalbinde çıkmaz bir mülevves yad!<br />
Diyor ecdâdımız makberlerinden: &#8220;Ey sefil ahfâd,<br />
Niçin binlerce ma’sûm öldürürken her gelen cellâd,<br />
Hurûş etmezdi, mezbûhâne olsun, kimseden feryâd?</p>
<p>Otuz milyon ahâlî, üç şakînin böyle mahkûmu<br />
Olup çeksin hükûmet nâmına bir bâr-ı meş’ûmu!<br />
Utanmaz mıydınız bir, saysalar zâlimle mazlûmu?<br />
Siz, ey insanlık isti’dâdının dünyâda mahrûmu<br />
Semâlardan da yüksek tuttunuz bir zıll-i mevhûmu!&#8221;</p>
<p>O birkaç hayme halkından cihangîrâne bir devlet<br />
Çıkarmış, bir zaman dünyâyı lerzân eylemiş millet;<br />
Zaman gelsin de görsün böyle dünyâlar kadar zillet,<br />
Otuz üç yıl devâm etsin, başından gitmesin nekbet&#8230;<br />
Bu bir ibrettir ammâ olmıyaydık böyle biz ibret!</p>
<p>Semâ peymâ iken râyâtımız tuttun zelîl ettin;<br />
Mefâhir bekleyen âbâdan evlâdı hacîl ettin;<br />
Ne âlî kavm idik; hayfâ ki sen geldin sefil ettin;<br />
Bütün ümmîd-i istikbâli artık müstahîl ettin;<br />
Rezîl olduk&#8230; Sen ey kâbûs-i hûnî, sen rezîl ettin!</p>
<p>Hamiyyet gamz eden bir pâk alın her kimde gördünse,<br />
&#8220;Bu bir cânî!&#8221; dedin sürdün, ya mahkûm eyledin hapse.<br />
Müvekkel eyleyip câsûsu her vicdâna, her hisse.<br />
Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se&#8230;<br />
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblîs’e!</p>
<p>Değil kâbûsun artık devr-i devlet intibâhındır.<br />
Gel ey nâzende hürriyyet ki canlar ferş-i râhındır.<br />
Emindir mevki’in: En pâk vicdanlar penâhındır.<br />
Serâpâ mülk-i Osmânî müeyyed taht-gâhındır.<br />
Serîr-ârâ yı ikbâl ol ki: Bir millet sipâhındır.<br />
***<br />
Bizim mahalleye poyraz kışın da uğrayamaz;<br />
Erir erir akarız semtimizde geldi mi yaz!<br />
Bahân görmeyiz amma latîf olur derler.<br />
Çiçeklenirmiş ağaçlar, yeşillenirmiş yer.<br />
Demek, şu arsada ot bitse nev-bahâr olacak&#8230;<br />
Ne var gidip Yakacık’larda dem-güzâr olacak?<br />
Fusûlü dörde çıkarnaz bizim sokaklarımız;<br />
Kurak, çamur, iki mevsim tanır ayaklarımız!<br />
Müneccimin, bereket versin, eski takvîmi<br />
Haber verir bize, mevsim şehirde gelmiş mi?</p>
<p>Sıcak, ziyâde sıcak bir geceydi; baktım ki:<br />
Oturmak evde ölümden beter, dedim: Belki,<br />
Çıkar dışarda gezersem biraz nefeslenirim;<br />
Epey de yorgunum amma gelince dinlenirim.<br />
Bizim müsâmere meydânı Yayla tümseğidir;<br />
Uzak çekerse de poyraz tutar, yazın iyidir.<br />
Giyip ayağını çıkarken sopam yetişti hele&#8230;<br />
Emîn olup gidemem, çünkü, vermesek el ele.<br />
Odur cihanda benim, varsa yoksa, mu’temedim;<br />
Vakûr, hâtırı mer’î, vefâlı, çok denedim.<br />
Bizim sokakları tahmîn için deyin ki: Kuyu!<br />
Doğar şehirde güneş, yükselir minâre boyu,<br />
İdâre kandili karşımda göz kıpar hâlâ;<br />
Gurûb ikindiyi bulmaz, leyâl hep yeldâ!<br />
Nasılsa bedrin o akşam nigâh-ı sîmîni,<br />
Tarassud etmek için sanki evlerin içini;<br />
Dikildi safha-i mînâda semt-i re’simize.<br />
Tavansız evlere, yâ Rab, ne hoş bir âvîze!<br />
Dur ey sirâc-ı ezel, gitme olduğun yerden:<br />
Biraz şu sahne-i deycûru okşasın şu’len.<br />
Şu’â-i muhriki altında, gündüzün, şemsin<br />
Yanan alınlar için bir hayât olur lemsin&#8230;<br />
Açıktı pencereler; sağlı sollu her evden<br />
Gelirdi türlü sadâlar, acıklı, ba’zen şen.</p>
<p>-Bak anne, aydede bak bak!<br />
Aman da mâşallah<br />
Değirmi tabla kadar var&#8230;<br />
-Susundu Ayşe, günah.<br />
-İlâhi teyze tuhafsın, neden günâh olacak?<br />
-Günah dedim ya, bırak, şimdi&#8230;<br />
-Haydi sen de bunak!<br />
- Bunak munak deme billâhi çarparım elimi&#8230;<br />
Aşifteler sizi&#8230; Âhir zaman tevekkeli mi!</p>
<p>Evin birinde nevâ-sâz bir güzel ûdî;<br />
Birinde cezbe fezâ bir sadâ-yı dâvûdî,<br />
Tilâvet etmede Kur’an; gelip geçenlerse<br />
Ayakta irkiliyor incizâb edip o sese.<br />
Duyulmasın mı biraz sonra başka bir acı ses?<br />
Aceb ne var? diyerek koştu önceden herkes;<br />
Fakat gidenlere baktım ki kaldırıp tabanı,<br />
Bucak bucak kaçıyor.Kaç bilir misin amanı!<br />
Kısıldı karşıki evlerde mumların hepsi,<br />
Kısıldı sanki bütün bir mahallenin nefesi!<br />
Kesildi nağme-i Kur’an, kesildi nağme-i sâz;<br />
Zaman zaman duyulan sâde bir- rakîk âvâz.<br />
Niçin kaçıştı ahâli, ne var ki yâ Rabbi?<br />
Yavaş yavaş, sokulur, anlarım nedir sebebi.</p>
<p>Ne manzaraydı, İlâhî, o gördüğüm sahne!<br />
Beş on herif yapışıp bir fakîrin ellerine,<br />
Sürüklüyor; öteden bir kadın diyor:<br />
-Bırakın!<br />
Kocam ne yaptı? Nedir cürmü bî-günâh adamın?<br />
Zavallının büyük evlâdı öldü askerde;<br />
İkinci oğlu da sürgün Yemen’de bir yerde.<br />
Acıklı, göğsü sakat koyverin, didiklemeyin;<br />
Günahtır etmeyin, oğlum, ayıptır eylemeyin.<br />
Efendi kim, o ne bilsin? Bilirse hem ne çıkar?<br />
Kilercisiyle uzaktan biraz hısımlığı var.<br />
Geçende komşuyu görmüş, demiş selâm söyle.<br />
Demek alınmıyacak Tanrı’nın selâmı bile!<br />
Köpek sürürgibi insan sürüklenir mi ayol?<br />
-Kadın, çekil döverim ha! Sokulma, haydi defol!<br />
-Herif bırak, diyorum. . . Durdu işte bak nefesi.<br />
-Ne dırlanıp duruyor? Susturun canım şu pisi!<br />
Demez miyim size ben her zaman ki &#8220;dağdağasız&#8221;<br />
Yapın? Eşek gibi siz hiç lâf anlamaz mısınız?<br />
-Kadın, paşam, ne yaparsın?</p>
<p>Paşam mı? Nerde paşa?<br />
Şu korkuluk gibi dimdik duran herif mi? Paşa!<br />
Tasavvur et: İki arşın kazık kadar bir boy!<br />
Getir de üstüne kalpaklı bir kemik kafa koy.<br />
Ocak süpürgesi şeklinde bir sakal yaparak<br />
&#8220;Senin bu işte yüzün, al!&#8221; deyip o yüzsüze tak.<br />
Ocak süpürgesi, lâkin süpürmüyor, yıkıyor;<br />
Nedense bittiği yerden cenâzeler çıkıyor!<br />
Budak delikleri tarzında aç da çifte oyuk,<br />
Büyükçe bakla kadar alnının az altına sok.<br />
Bilir misin çalı altında gizli inler olur.<br />
Yılan sabah çıkar, akşam usulcacık sokulur;<br />
Bıyık o kırda yetişmiş diken yemişli çalı;<br />
Ağız da in gibi aslâ görünmüyor, kapalı.,<br />
Bu şekl-i mûhişi mümkünse bir düşün şöyle,<br />
Paşam dedikleri u’cûbe işte aynıyle!<br />
Belinde seyfi &#8220;sadâkat’; elinde bir kamçı,<br />
Ferik nişanları altında gördüğüm umacı,<br />
Ziyâ-yı bedr-i münîrin içinde, yâ Rabbi,<br />
Dururdu sîne-i îmâna girmiş, ukde gibi!<br />
Semâ, zemin bütün envâr iken o pis gölge,<br />
Cebîn-i pâkine leylin ne pâyidâr leke!</p>
<p>-Kuzum, nasıl paşasın, görmüyor musun? Kocamı<br />
Sürükleyip duruyorlar&#8230;<br />
-Defol kadın, adamı<br />
Vunınca öldürürüm ha! Benim şakam yoktur.<br />
-Çekil hanım, paşa lâf dinlemez vurur mu, vurur.<br />
Bilir misin onu! Şevket-meâb Efendimiz’in<br />
Birinci bendesidir&#8230;<br />
-Hay yetişmesin pampin!<br />
- &#8220;Sürün!&#8221; demiş, ona Şevketli’nin irâdesi var.<br />
-Sürüm sürüm sürünün tez zamanda alçaklar!<br />
Ya sen, zebâni kıyâfetli, gulyabâni paşa,<br />
İlâhi yumru başın bir geleydi sivri taşa!<br />
Yılan bakışlı şebek bir bakın şunun gözüne!<br />
Kazık boyundan utan&#8230; Tû! Herif, senin yüzüne!<br />
Sakın mahallede erkek bırakmayın, götürün.<br />
Sayıyla vermediler, öyle, posta posta sürün!<br />
Bakın şu hayduda, durmuş yıkın diyor evimi!<br />
Torunlarım ya herif, aç kalıp dilensin mi?<br />
Mahallemizde de çıt yok ne oldu komşulara?<br />
Susup da kurtulacak sanki hepsi aklısıra.<br />
Ayol, yarın da sizin hânümânınız sönecek&#8230;<br />
Ne var sıçan gibi evlerde şimdiden sinecek?<br />
Yazık sizin gibi erkeklerin kıyâfetine&#8230;<br />
-Yetişti yaygaran artık&#8230; Çekil kadın evine!<br />
Atın Şu kaltağı gitsin, tıkın hemen içeri.<br />
- Paşam, bayıldı kadın.<br />
Anlamam o hîleleri.<br />
Demek ki bekleyelim gelsin âlemin keyfi&#8230;<br />
Saat üç oldu, geciktik, omuzlayın herifi.</p>
<p>Refik-i ömrü giderken cenâze hâlinde,<br />
Serildi, kaldı kadın âşiyân-ı lâlinde,<br />
Benim de bitti nihâyet tahammülüm, tâbım;<br />
Boşandı seyl-i dümû’um, boşandı a’sâbım.<br />
Utandım ağlıyarak ağladım utanmıyarak!<br />
Diyordu sanki o bîçâre karşıdan:<br />
-Alçak<br />
Demin gerekti hamiyyet! Hem ağlamak ne demek?<br />
Figân ederse kadın, susturur koşup erkek</p>
<p>Eve döndüm, bütün o fâcialar<br />
Geldi karşımda durdu subha kadar.<br />
Döndü dîdemde bin hayâl-i elîm!<br />
Öttü beynimde bin figân-ı yetîm.<br />
Ağlasın inlesin de bir mazlûm,<br />
Olayım seyre sâde ben mahkûm!<br />
Yalınız ben miyim fakat câni?<br />
Kim çıkıp &#8220;Yapmayın!&#8221; demişti, hani?<br />
Sustu herkes duyunca feryâdı,<br />
Kimsecikler yerinden oynamadı.<br />
Sesi hattâ kısıldı Kur’ân’ın<br />
Sustu güyâ sadâsı Mevlâ’nın!<br />
Sus! O susmaz: Nidâ-yı tehdîdi,<br />
Dinle bak nerden in’ikâs etti:<br />
Arnavutluk’ta gürleyen toplar<br />
Geliyor işte pâyitahta kadar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/istibdad.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Acem Şahı</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/acem-sahi.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/acem-sahi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 09:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[
Bu merdi ki mülk-i seraser zemin
Neyerzed ki huni çeked ber zemin
Sa’di
Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye;
Eyvân-ı zer-cidâına as ziynetin diye!
Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını,
Canlarla yak meçâil-i mâtem- penâhını!
Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları,
Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları
Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,
Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin!
Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati,
Ey âhenîn eliyle kazıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="200" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-5877347342226744558&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="200" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-5877347342226744558&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p>Bu merdi ki mülk-i seraser zemin<br />
Neyerzed ki huni çeked ber zemin<br />
Sa’di</p>
<p>Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye;<br />
Eyvân-ı zer-cidâına as ziynetin diye!<br />
Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını,<br />
Canlarla yak meçâil-i mâtem- penâhını!<br />
Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları,<br />
Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları<br />
Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin,<br />
Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin!<br />
Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati,<br />
Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti,<br />
Nûr-i hayât ufuklarını herc ü merc eden<br />
Meyyitlerin izâmı gibi târumâr eden!<br />
Ey hâdimi serâçe-i mâtem feşanların!<br />
Rah,r-ı akûr-i zulmüne pâmâl olanların</p>
<p>(*) Bu manzûmeyi Midhat Cemal ile beraber yazmıştık. Bu birinci parça onun, aşağıda gelecek ikinci parça benimdir.</p>
<p>Gül-gonce-i mezân mıdır tâc-ı devletin?<br />
Tutmuşsa da avâlim-i efkân şöhretin,<br />
Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir.<br />
Sa’dî’lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir&#8230;<br />
Sa’dî’lerin mezârı, evet, bir avuç türâb&#8230;<br />
Tahtınsa bir cihan ki senin âsüman-meâb!<br />
Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin&#8230;<br />
Makber-güzîn olup da sükût eyliyenlerin<br />
Feryâd-ı vâpesînine değmez bu velvelen&#8230;<br />
Mudhik gelir nigâh-ı temâ,râma hâilen!<br />
Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek,<br />
Bir şahsı şüphesiz ebedî kılmamak gerek.<br />
Mâzî ki işte makbereler mâverâsıdır,<br />
Milletlerin haziyre-i zair-cüdâsıdır<br />
Atfeylesen nigâhını ka’r-ı zalâmına;<br />
Milletlere gözün ilişir na’ş nâmına!<br />
Dârâ’ların o nâsiye-i târumârını,<br />
Ecdâdının izâmını, çökmüş mezârını<br />
Pîş-i nigâh-ı ibretine al da bir düşün&#8230;<br />
Çoktur bu rütbe dağdağa bir kabza hâk için!<br />
İklîmler alan o muazzam Napolyon’un<br />
Bir hufredir kazandığı şey. İşte bak onun<br />
En son serîri makbere-i mâtemîsidir,<br />
Akreplerin nedîmi, yılanlar enisidir!<br />
Yer kalmamış sarây-ı muallâna bak utan:<br />
Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan!<br />
Emr-i cihan-mutâı bu dünyâyı râm eden<br />
Eslâfının -bugün düşünürsek -değil iken<br />
Toprak dolan dehenleri feryâda muktedir,<br />
Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir?</p>
<p>Riyâset be-dest-i kesânî hatâst<br />
Ki ez destiŞan-i desthâ ber Hudâst<br />
Sa’dî<br />
Bu müdhiş velvelen İrân’ı dâim inletir sanma.<br />
&#8220;Muzaffersin!&#8221; diyen sesler bütün hâindir, aldanma.<br />
Zafer yâb olduğun kimdir? Düşün bir kerre, millet mi?<br />
Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?<br />
Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?<br />
Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten?<br />
Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı,<br />
Tependen indirir elbette bir gün lâ’netu’llâhı!<br />
Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem<br />
Hayâl etmektesin&#8230; Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem<br />
Penâh-ı bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-ı Mutlak’la,<br />
Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla!<br />
O, bir çok memleket vîrân edip yaptırdığın eyvan<br />
Harâb olmaz mı? Kabristâna dönmüşken bütün İran?<br />
Evet, İrân’ı kabristâna döndürdün, helâk ettin;<br />
Kefen yaptın girîbân-ı ümîdi çâk çâk ettin!<br />
&#8220;Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur&#8221; diyorlar, sen,<br />
Şu ma’sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden!<br />
Yüzünden perde-i temkîni artık kaldırıp attın:<br />
Ne mâhiyyet, nasıl fıtrattasın, dünyâya anlattın!<br />
Livâü’1-hamd-i hürriyyet iken İslâm için gâyet,<br />
Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet?<br />
Kazak celbeyleyip tâ Rusya’dân sâdâtı çiğnettin;<br />
Yezîd’in rûhu şâd olsun&#8230; Emînim çünkü şâd ettin!<br />
Şehâmet gösterip binlerce Beytullâh’ı bastırdın;<br />
Şecâat arz edib birçok ricâlullâhı astırdın!<br />
Ne Allah’tan hayâ ettin, ne Peygamber’den âr ettin:<br />
Devirdin kâ’be-i ulyâ-yı dîni, hâk-sâr ettin!<br />
Hamâset perverân-ı kavmi tuttun bir bir öldürdün,<br />
Umûmen Şark’ı ağlattın, umûmen Garb’ı güldürdün..<br />
Hayır, hiçbir gülen yok, sızlıyor Garb’ın da vicdânı,<br />
Görüp ecsâd-ı mazlûmîne meşher hâk-i İrân’ı!<br />
O Sâ’dî’ler, o Hâfız’lar, o Firdevsî, o Râzî’ler,<br />
Gazâlî’ler, o Kutbüddin, o Sa’düddin, o Kâdîler.<br />
Yetiştirmiş; o Örfi’nin, o birçok şems-i irfanın<br />
Ziyâsindan tenevvür eylemiş iklîmi dünyânın,<br />
Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir fırka haydûdun!<br />
Nedir pinhân olan esrârı bilmem, bunda Ma’bûd’un.<br />
Hayır, Ma’bûd’a ircâında yoktur bunların ma’nâ:<br />
Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ.<br />
Şehâmet perverâ, Şâhâ! Zaman, bî-dâdı kaldırmaz;<br />
Hatâ etmektesin şâyed diyorsan &#8220;Kimse aldırmaz.&#8221;<br />
Bu istibdâda artık bir nihâyet ver ki: İstikbâl<br />
Karanlık derler amma işte pek meydanda: İzmihlâl!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/acem-sahi.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kör Neyzen</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/kor-neyzen.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/kor-neyzen.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 09:26:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[
Elinde, nevha-i mâtem kadar acıklı sadâ
Veren, bir eski kamış; koltuğunda bir yedici;
Şu kör dilenci, bakardım, olunca nâle-serâ,
Durup da merhameten dinleyen gelip gidici,
Önünde boynunu bükmüş zavallı keşkülüne,
Atardı beş para, onluk değilse bâri yine.
Kırık sazıyla ederken zaman zaman feryâd,
Gelirdi gûşuna onlukların tanîniyle
Birer nevâ-yı beşâret, birer peyâm-ı vedâd;
Birer sadâ ki; Neyin sîne-çâk enîniyle
Karışmayıp, yalınız dem tutardı sanki ona!
Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="200" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5548228814819541717&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="200" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=5548228814819541717&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p>Elinde, nevha-i mâtem kadar acıklı sadâ<br />
Veren, bir eski kamış; koltuğunda bir yedici;<br />
Şu kör dilenci, bakardım, olunca nâle-serâ,<br />
Durup da merhameten dinleyen gelip gidici,<br />
Önünde boynunu bükmüş zavallı keşkülüne,<br />
Atardı beş para, onluk değilse bâri yine.</p>
<p>Kırık sazıyla ederken zaman zaman feryâd,<br />
Gelirdi gûşuna onlukların tanîniyle<br />
Birer nevâ-yı beşâret, birer peyâm-ı vedâd;<br />
Birer sadâ ki; Neyin sîne-çâk enîniyle<br />
Karışmayıp, yalınız dem tutardı sanki ona!<br />
Bu ses, bu manzara gâyet hazin gelirdi bana.</p>
<p>Muhîti hep mütevâlî leyâl-i dûrâ-dûr&#8230;<br />
Sabâh yok onun âfâk-ı târ-ı ömrü için!<br />
Yüzünde hande-i ümmîdi andınr bir nûr<br />
Görülmüyor! O mükedder, elîm çehre bütün<br />
Kesîf bir bulut altında perde pûş-i melâl&#8230;<br />
Geçen zamanı karanlık, karanlık istikbâl!</p>
<p>Nasıl hakîkat-i yeldâ? Hayâtı git ona sor:<br />
Bulur nazarları dünyâyı perde perde zalâm!<br />
Belâyı görmüyor amma bütün belâ görüyor,<br />
Bu kâinat-ı sefâlette eyledikçe devam.<br />
Arar bulunduğu yeldâ yı bî-tenâhîde<br />
Zavallı, bir çıkacak yol sabâh-ı ümmîde!</p>
<p>Görür şedâid-i eyyâma karşı dûşunda,<br />
Siper vazîfesini lîme lîme bir abacık.<br />
Fakat o sütre-i bîtâbı her hurûşunda,<br />
Açar da dest-i inâdıyle rüzgâr artık,<br />
Körün sakındığı üryan vücûdu meydâna<br />
Çıkar, göğüs gerer emvâc-ı berf ü bârâna!</p>
<p>Geçende çarşı içinden çıkınca baktım ki:<br />
Çamurlu taşlara yaslanmış inliyor sâil.<br />
Hasırdı şiltesi altında hem de pek eski,<br />
Şadırvan olmasa üstünde yoktu bir hâil.<br />
Duyulmuyordu uzaktan neyin de şimdi sesi,<br />
Yakından ancak işittim o vâpesin nefesi!</p>
<p>O kendi kendine üfler mi yoksa inler mi?<br />
Ne dinleyen, ne duyan var&#8230; Bakıp geçer herkes.<br />
Mezardan akseden âvâzı kimse dinler mi?<br />
Zavallı, ölmeğe bak, nâle-i tezallümü kes!<br />
Fakat durun&#8230; Yine keşkülde bir tanîn-i medîd<br />
Duyuldu&#8230; Âh ne nâzendedir sürûd-i ümîd!</p>
<p>Şadırvanın, körü altında saklıyan, saçağı<br />
Delinmemiş mi? Buluttan coşup gelen yağmur,<br />
O sakbeden uzanıp bir sicim gibi aşağı,<br />
Zavallı keşkülü baktım yavaşça kamçılıyor,<br />
Duyunca kör, bunu bir cûş-i merhamet sandı,<br />
Uzandı keşküle, heyhât, işte aldandı:<br />
Morarmış elleri boş çıktı, sâde ıslandı!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/kor-neyzen.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İnsan</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/insan.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/insan.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 08:57:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[
Ve tez’umu enneke cismun sagîrun,
Ve fike’n-tave’l-âlemu’l-ekber
İmam Ali
Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen,
&#8220;Muhakkar bir vücûdum!&#8221; dersin ey insan, fakat bilsen.
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir:
Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,
Olur kalbin tecellî-zâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.
Musaggar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!
Edîb-i kudretin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmuşsun;
Hakîm-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="264" height="199" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1911563704088002173&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="264" height="199" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-1911563704088002173&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p>Ve tez’umu enneke cismun sagîrun,<br />
Ve fike’n-tave’l-âlemu’l-ekber<br />
İmam Ali</p>
<p>Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen,<br />
&#8220;Muhakkar bir vücûdum!&#8221; dersin ey insan, fakat bilsen.<br />
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:<br />
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir:<br />
Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,<br />
Olur kalbin tecellî-zâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.<br />
Musaggar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;<br />
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!<br />
Edîb-i kudretin beytü’l-kasîd-i şi’ri olmuşsun;<br />
Hakîm-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.<br />
Esirindir- tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;<br />
Senin ahkâmının münkâdıdır, mahkûmudur dünya.<br />
Bulutlardan sevâik sayd eder irfân-ı çâlâkin;<br />
Yerin altında ma’denler bulur nakkâd-ı idrâkin.<br />
Denizlerbisterindir, dalgalargehvâre-i nâzın;<br />
Nedir dağlar, semâ peymâ senin şehbâl-i pervâzın!<br />
Havâ, bir refref-i seyyâl-i hükmündür ki bir demde,<br />
Olur dem-sâz-ı âvâzın bütün aktâr-ı âlemde.<br />
Dayanmaz pîş-i ikdâmında mâni’ler müzâhimler;<br />
Kaçar, sen rezm-gâh-ı azme girdikçe muhâcimler.<br />
Karanlıklarda gezsen, şeb-çerâğın fıkr-i hikmettir,<br />
Ki her işrâkı bir sönmez ziyâ yı sermediyyettir;<br />
Susuz çöllerde kalsan, bedrekan ilhâm-ı sa’yindir,<br />
Ki her hatvende eyler sâye-küster vâhalar zâhir.<br />
Ne zindanlar olur hâil, ne menfâlar, ne makteller&#8230;<br />
Yürürsün sedd-i râhın olsa hattâ âhenîn eller.<br />
Yıkar bârû-yi istibdâdı bir âsûde tedbîrin;<br />
Semâlardan inen te’yîdisin gûyâ ki takdîrin!<br />
Taharrîden usanmazsın, teâlîden teâlîye<br />
Atıldıkça, atılsam şimdi, dersin, başka âtîye!<br />
Senin en şanlı eyyâmında, en mes’ûd hâlinde<br />
Bir istikbâl-i dûra-dûr vardır hep hayâlinde.<br />
O istikbâledir şevkin, odur ma’şûk-i vicdânın,<br />
O kudsî neşvenin çeydâ-yı bî-ârâmıdır cânın.<br />
O şevkin dâim ilcâsıyle seyrin ıztırârîdir;<br />
Terakkî meyli artık fitratında rûh-i sârîdir!<br />
Bütün esrâr-ı hilkatten haberdâr olmak istersin,<br />
Bu gaybistân-ı hîçâ-hîçten kumılmak istersin!<br />
Meâdın, mebdein, hâlin ki üç müdhiş muammâdır&#8230;<br />
Durur edvâr-ı müstakbel gibi karşında hep hâzır.<br />
Koşarsın bunların sevdâ-yı idrâkiyle durmazsın,<br />
Hakîkatten velev bir şemme duymazsan oturmazsın.<br />
Serâir perde pûş-i zulmet olsun varsın isterse&#8230;<br />
Düşürmez düştüğün yeldâ-yı hirman rûhunu ye’se:<br />
Emel, meş’al-keşin, bir reh-nümâ hem-râhın olmuşken,<br />
Tehâşî eylemezsin sîne-i deycûra girmekten.<br />
Gelip bir gün tecellî etse mâhiyyât-ı masnûat,<br />
Taharrîden geçer, bir dem karâr eyler misin? Heyhât!<br />
Tutar mâhiyyet-i Sâni’, o en heybetli mâhiyyet<br />
Olur âteş-zen-i ârâmın, artık durma cevlân et!<br />
Tevakkuf yok seninçün, daimî bir seyre tâbi’sin&#8230;<br />
Ne zîrâ hâle râzîsin; ne müstakbelle kâni’sin!<br />
Dururken böyle bî pâyan terakkî-zâr karşında;<br />
Nasıl dersin ya &#8220;Pek mahdûd bir cirmim&#8221; tutarsın da.<br />
Meleklerden büyük, hem çok büyük tebcîle mazharsın:<br />
Tekâlîfın emânet-gâhısın bir başka cevhersin!<br />
Hayâtın eksik olmazken ağır bin bârı arkandan;<br />
Ölümler, korkular savlet ederken hepsi bir yandan;<br />
Şedâid iktihâm etmekte müdhiş bir mekânetle,<br />
Yolundan kalmayıp dâim gidersin&#8230; Hem ne sür’atle!<br />
Senin bir nüsha-i kübrâ yı hilkat olduğun elbet,<br />
Tecellî etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:<br />
Nasıl olmak gerektir şimdi ef’âlin ki, hem pâyen<br />
Behâim olmasın, kadrin melâikten muazzezken?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/insan.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Seyfi Baba</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/seyfi-baba.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/seyfi-baba.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 08:56:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[
Geçen akşam eve geldim. Dediler:
-Seyfi Baba
Hastalanmış, yatıyormuş.
-Nesi varmış acaba?
-Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
-Keşki ben evde olaydım&#8230; Esef ettim, vah vah!
Bir fener yok mu, verin&#8230; Nerde sopam? Kız çabuk ol&#8230;
Gecikirsem kalırım beklemeyin&#8230; Zîrâ yol
Hem uzun, hem de bataktır&#8230;
-Daha a’lâ, kalınız:
Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.
Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;
Boşanan yağmur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="199" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-3352532070607552450&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="199" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-3352532070607552450&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p>Geçen akşam eve geldim. Dediler:<br />
-Seyfi Baba<br />
Hastalanmış, yatıyormuş.<br />
-Nesi varmış acaba?<br />
-Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.<br />
-Keşki ben evde olaydım&#8230; Esef ettim, vah vah!<br />
Bir fener yok mu, verin&#8230; Nerde sopam? Kız çabuk ol&#8230;<br />
Gecikirsem kalırım beklemeyin&#8230; Zîrâ yol<br />
Hem uzun, hem de bataktır&#8230;<br />
-Daha a’lâ, kalınız:<br />
Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.</p>
<p>Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;<br />
Boşanan yağmur iliklerde, çamur ta belde.<br />
Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak,<br />
&#8220;Gel!&#8221; diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.<br />
Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,<br />
Boğuyordum müteveffâyı bütün âferine.<br />
Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,<br />
Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!<br />
Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,<br />
Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!<br />
Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;<br />
Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.<br />
Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun&#8230;<br />
Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:<br />
Kâh olur, kör gibi Çarpar sıvasız bir duvara;<br />
Kâh olur, mürde şuâ’âtı düşer bir mezara;<br />
Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;<br />
Kâh bir ma’bed-i fersûdenin üstünden aşar;</p>
<p>Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;<br />
Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;<br />
Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, üryan,<br />
Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan<br />
Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer;<br />
Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;<br />
Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;<br />
O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları;<br />
Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:<br />
Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!<br />
Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil!<br />
Serserî, derbeder, âvâre, harâmî, kâtil&#8230;<br />
Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil<br />
Bana göstermeli bir kerre&#8230; Niçin? Belli değil!<br />
Ya o bîçâre de râhmet suyu nûş eyliyerek,<br />
Hatm-i enfâs edivermez mi hemen &#8220;cız!&#8221; diyerek?<br />
O zaman sâmi’anın, lâmisenin sevkıyle<br />
Yürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele!<br />
Sopam artık bana hem göz, hem ayak, hem eldi&#8230;<br />
Ne yalan söyliyeyim kalbime haşyet geldi.</p>
<p>Hele yâ Rabbi şükür, karşıdan üç tâne fener<br />
Geçiyor&#8230; Sapmıyarak doğru yürürlerse eğer,<br />
Giderim arkalarından&#8230; Yolu buldum zâten.<br />
Yolu buldum, diyorum, gelmiş iken hâlâ ben!<br />
İşte karşımda bizim yâr-ı kadîmin yurdu.<br />
Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.<br />
Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip<br />
Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip<br />
Açıversem&#8230; İyi amma kapı zâten aralık&#8230;<br />
Gâlibâ bir çıkan olmuş&#8230; Neme lâzım, artık<br />
Girerim ben diyerek kendimi attım içeri,<br />
Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri.<br />
Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak<br />
Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak!<br />
Sola döndüm, odanın eski şayak perdesini,<br />
Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini:</p>
<p>- Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım!<br />
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.<br />
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun&#8230;<br />
Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.<br />
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın&#8230;<br />
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.</p>
<p>Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım<br />
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.<br />
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,<br />
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun körgözüne!<br />
O zaman nîm açılıp perde-i zulmet, nâgâh,<br />
Gördü bir sahne-i üryân-ı sefâlet ki nigâh,<br />
Şâir olsam yine tasvîri otur bence muhâl:<br />
O perîşanlığı derpîş edemez çünkü hayâl!</p>
<p>Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba,<br />
Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfı Baba.<br />
-Ihlamur verdi demin komşu&#8230; Bulaydık, şunu, bir&#8230;<br />
-Sen otur, ben ararım&#8230;<br />
-Olsa içerdik, iyidir&#8230;<br />
Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme&#8230;<br />
Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime,<br />
Başladım kaynatarak vemeye fincan fincan,<br />
Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.</p>
<p>-Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?<br />
Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.<br />
-Mehmed Ağa’nın evi akmış. Onu aktarmak için<br />
Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.<br />
Ne işin var kiremitlerde a sersem desene!<br />
İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.<br />
Hadi aktamıyayım&#8230; Kim getirir ekmeğimi?<br />
Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?<br />
Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:<br />
Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!<br />
Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iç yapamaz;<br />
Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.<br />
Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman<br />
Gece gündüz koşuyor iş diye, bilmem ne zaman<br />
Eli ekmek tutacak? İşte saat belki de üç<br />
Görüyorsun daha gelmez&#8230; Yalınızlık pek güç.<br />
Ba’zı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;<br />
Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma!<br />
-Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!<br />
Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.</p>
<p>İhtiyar terliyedursun gömülüp yorganına&#8230;<br />
Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,<br />
Başladım uyku teharrîsine, lâkin ne gezer!<br />
Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.<br />
Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,<br />
Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim.<br />
Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;<br />
Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!<br />
O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:<br />
Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/seyfi-baba.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Azim</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/azim.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/azim.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 08:55:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[
Sa’dî, o bizim Şark’ımızın rûh-i kemâli,
Bir ders-i hakîkat veriyor, işte meâli:
&#8220;Vaktiyle beş on kâfile sahrâya düzüldük;
Gündüz yürüdük hep, gece bir menzile geldik.
Çok geçmedi, baktım, bir adam hâsir ü hâib
Koşmakta&#8230; Meğer eylemiş evlâdını gâib.
Bîçâre gidip haymelerin hepsine sormuş;
Bir taş bile görmüşse, hemen oğluna yormuş.
Avâre peder, nerde bulursun onu! derken&#8230;
Gördüm ki ciğer pâresinin tutmuş elinden,
Lebrîz-i meserret geliyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="265" height="201" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6166493276074585642&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="265" height="201" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6166493276074585642&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p>Sa’dî, o bizim Şark’ımızın rûh-i kemâli,<br />
Bir ders-i hakîkat veriyor, işte meâli:</p>
<p>&#8220;Vaktiyle beş on kâfile sahrâya düzüldük;<br />
Gündüz yürüdük hep, gece bir menzile geldik.<br />
Çok geçmedi, baktım, bir adam hâsir ü hâib<br />
Koşmakta&#8230; Meğer eylemiş evlâdını gâib.<br />
Bîçâre gidip haymelerin hepsine sormuş;<br />
Bir taş bile görmüşse, hemen oğluna yormuş.<br />
Avâre peder, nerde bulursun onu! derken&#8230;<br />
Gördüm ki ciğer pâresinin tutmuş elinden,<br />
Lebrîz-i meserret geliyor bizlere doğru,<br />
Taşmış da gözünden akıyor şimdi sürûru!<br />
Yaklaştı şütürbâna nihayet, dedi yekten:<br />
&#8220;Evlâdımı buldum&#8230; Nasıl amma? Onu bilsen&#8230;<br />
Karşımda ne görsem, o! dedim geçmedim aslâ.<br />
Aldatsa da tahmînimi binlerce heyûlâ,<br />
Azmimde fütûr eylemedim, ye’si bıraktım&#8230;<br />
Mâdâm ki dünyâdadır elbet bulacaktım&#8230;<br />
Kumlarda yüzüp, zulmetin a’mâkına daldım;<br />
Hep rûh kesildim&#8230; Ne boğuldum, ne bunaldım.<br />
Tevfık-i İlâhî edip en sonra inâyet,<br />
Gördüm gözümün nûrunu karşımda nihâyet. &#8221;</p>
<p>İm’ân ile baksak oluyor işte nümâyan,<br />
Sa’dî bize göstermede bir meslek-i irfan:<br />
Bir gâye-i maksûda şitâb eyleyen âdem,<br />
Tutmuşsa bidâyette eğer azmini muhkem,<br />
Er geç bulacak sa’y ile dil-hâhını elbet.<br />
Zîrâ bu şu’un-zâr-ı tecellîde, hakîkat,<br />
Tevfik, taharrîye, taharrî ona âşık;<br />
Azmin de emel lâzımıdır, gayr-ı müfârık.<br />
Olsun da emel azm ü taharrîye mukârin;<br />
Tevfik zuhûr eylemesin sonra&#8230; Ne mümkin!<br />
Ba’zen iki üç haybet olur rehzen-i ümmîd&#8230;<br />
İnsan o zaman etmelidir azmini-teşdîd.<br />
Ye’sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen<br />
Hüsrâna düşersin; Çıkamazsın ebediyyen!<br />
Mahkûm olarak ye’se şu bîçâre peder de,<br />
Evlâdını şâyed o karanlık gecelerde,<br />
Vaz geçmiş olaydı aramaktan, ne bulurdu?<br />
Elbet biri candan, biri cânandan olurdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/azim.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Merhum İbrâhim Bey</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/merhum-ibrahim-bey.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/merhum-ibrahim-bey.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 08:55:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[
*İbrâhim Bey merhum ki tabâbet-i baytariye ulemâsındandır, hâk-i pâk-i, Şark’ın yetiştirdiği nevâdir-i irfân ü faziîletin biridir: Merhûmu yakından tanıyanlar dört sene evvelki fecîa-i irtihâlinin millet için ne elîm bir zıyâ’ ; hükûmet için ne azîm bir hacâlet olduğunu teslimde
tereddüt etmezler. Şark’ın, Garb’ın bedâyi’i-i ilm ü fennini toplayıp hâfızasına doldurmuş; mahfûzâtını muhâkemâtıyle, meşhûdâtıyle şâyân-ı hayret bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="200" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6799511828499833462&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="200" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6799511828499833462&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<blockquote><p>*İbrâhim Bey merhum ki tabâbet-i baytariye ulemâsındandır, hâk-i pâk-i, Şark’ın yetiştirdiği nevâdir-i irfân ü faziîletin biridir: Merhûmu yakından tanıyanlar dört sene evvelki fecîa-i irtihâlinin millet için ne elîm bir zıyâ’ ; hükûmet için ne azîm bir hacâlet olduğunu teslimde<br />
tereddüt etmezler. Şark’ın, Garb’ın bedâyi’i-i ilm ü fennini toplayıp hâfızasına doldurmuş; mahfûzâtını muhâkemâtıyle, meşhûdâtıyle şâyân-ı hayret bir sûrette tevsi’ etmiş; Şark’ın her tarafını defeât ile dolaşmış; Garb’ın en medenî memâlikini görmüş, gezmiş; elsine-i Şarkıyeyi edebiyâtıyle bilir; Fransız, Rus lisanlarını hakkıyle öğrenmiş olan bu büyük adam fıtraten mahviyyete âşık, iştihâra düşman olmasaydı, emînim ki, hükümet-i sâbıkanın o sâbıkalı ricâli yüzünden gurebâ hastahânelerinde ölen öyle bir hakîm-i zû fünûnu tanımak için<br />
kâriîn-i kirâm benim gibi bir âcizin delâletine müftekır kalmazdı! *</p></blockquote>
<p>Dönen muhît-i nigâhımda yâl ü bâlindir;<br />
Bütün hayâlim o fevka’l-hayâl hâlindir!<br />
Zalâm-ı hayrete düşmüş, batar çıkarken ümîd,<br />
Önünde rehber olan meş’alem hayâlindir.<br />
Semâ-güzîn olarak gittin ey İlâhî nûr,<br />
Peyinde şimdi ufuktan geçen zılâlindir.<br />
Bu kâinât senin hâtıranla hep lebrîz:<br />
Zemîn, zaman banâ yâd-âver-i cemâlindir.<br />
Bütün cihâtta akseyliyen hemâlindir.<br />
Esîr, sanki bir âyîne-i celâlindir!<br />
Nücûm-i lâmia-zâ bârikât-ı irfânın,<br />
Leyâl, ihâta-i eşyâdaki kemâlindir!<br />
Seher o nâsiyeden bir nişân-ı feyzâ feyz<br />
Şafakta dalgalanan renk reng-i âlindir.<br />
Ulüvv-i kâ’bını tasvîr eder nigâhımda<br />
Semâ, olanca vuzuhiyle bir misâlindir.<br />
Cibâl, heykel-i sâhib-vekâr-ı azmindir,<br />
Suhûr, hıffete düşman olan hısâlindir.<br />
Bulut yemîn-i leâl-î-nisâr-ı cûdundur,<br />
Güneş müfekkire-i herdem-iştiâlindir.<br />
Tulû’ ; levha-i rengîn-i ibtisamındır,<br />
Gurûb, safha-i gamkîn-i infiâlindir.<br />
Havâda mevcelenir sânihat-ı kudsiyyen,<br />
Riyâh, rûhumu pür-cûş eden mekâlindir.<br />
Çemende cilveler eyler bahâr-ı dîdârın,<br />
Sabâ nüvîd-i ümîd-âver-i visâlindir.<br />
Şitâ, peyinde hurûşan kıyâmet-i kübrâ,<br />
Rebî ; hâtıra-i şi’r-i lâ yezâlindir.<br />
Hülâsa, nazra-i im’ânımın önünde cihan<br />
Senin sahîfe-i zâtın, senin meâlindir.</p>
<p>Senin hayâl-i sabîhin -ki bir zaman ey yâr,<br />
Edince leyle-i rûhumda bin emel bîdâr;<br />
Kıyâs ederdim açılmış sabâh-ı istikbâl-<br />
Bugün bulutların altında eylemekte karâr!<br />
Garîb, şâm-ı garîban kadar hazîn oluyor,<br />
Nigâh-ı rikkatimin karşısında fecr-i bahâr.<br />
Birer bürehne kadîd-i mehîbi andırıyor<br />
Hayât hulle-i sebzinde cilveger eşcâr.<br />
Bütün bu sâha-i hadrâ, bu nev-demîde çemen<br />
Yeşil bir örtünün altında bir amîk mezâr!<br />
Sımâh-ı cânıma bin uhrevî sadâ geliyor<br />
Neşîdeler okuyorken gusûn-i terde hezâr.<br />
Temevvüc eyliyerek gözlerinde jale-i nûr<br />
Şükûfe-zârda gûyâ ki ağlıyor ezhâr.<br />
Senin sahîfe-i zâtın senin meâlin iken<br />
Bütün cihân-ı bedâyi’de müncelî âsâr,<br />
Samîm-i rûhumu pür-cûş ü bîkarâr ediyor<br />
Bugün o sîne-i hilkâtte inleyen eş’âr!<br />
Muhît şimdi şebistan-ı iğtirâbındır:<br />
Bugün uyanmıyor artık o nâzenîn eshâr!<br />
Sen ey semâları işrâk eden ziyâ-yı ezel,<br />
Bu hâkdânı bıraktın peyinde zulmet-zâr<br />
Gerildi bir ebedî perde beynimizde, senin<br />
Açıldı pîş-i celâlinde âlem-i dîdâr.<br />
Cihan cihan dolaşırsın fezâ-yı lâhûtu,<br />
Nasıl ki yâd-ı hazînin gezer diyar diyar!<br />
Hayât varsa senin sermedî hayâtındır,<br />
Azâb, yoksa, bu fânî hayât-ı velveledâr.<br />
Sükûnu nerde bulur âh kalb-i mehcûrum?<br />
Derûn-i sînede bin herc ü merc-i dâim var!</p>
<p>Demek, görünmiyeceksin ile’l-ebed bana sen,<br />
Demek, uzaktasın ey yâr-ı mihriban benden!<br />
Hayâta sen beni rabteylemiş iken, şimdi<br />
Aceb nasıl yaşarım söyle, âh sensiz ben?<br />
&#8220;Günün birinde gelirsin de eski âlemler<br />
Devâm eder yine birlikte öyle şâtır, şen&#8230;<br />
Bu gîrûdâr-ı maîşetten el çeker, ararız<br />
Seninle sîne-i uzlette gizli bir me’men&#8230;<br />
Kanşmayız şu cihânın nebûd ü bûduna hiç,<br />
Nasıl ki bunca zamandır karışmadık zâten!<br />
Uzakta aksede dursun o hây ü hûy-i mehîb&#8230;<br />
Sükûn içinde biz ey dost, yek-revan, yek-ten,<br />
Devâm eder gideriz her zamanki âhenge,<br />
Döner muhîtimiz üstünde hep senin nağmen&#8230;<br />
Beyân-ı ukde-güdâzınla mübhemât-ı şu’ûn<br />
Yavaş yavaş açılıp bir vuzûh olur rûşen.<br />
Verâ yı perde-i kudrette gizlenen râzın<br />
Önünde feyz-i beyânın açar da bin revzen<br />
İyân olur o zaman karşımızda âlem-i rûh<br />
Düşüp gider gözümüzden bütün kuyûd-i beden!<br />
Birer terâne-i ilhâm olan neşâidini<br />
Kemâl-i vecd ile tekrâr dinlerim&#8230; &#8221; derken<br />
Bugün emellerimin hepsi ser-nigûn oldu&#8230;<br />
Meğerse olmıyacakmış ne bir gelen, ne giden!<br />
Meğer açılmıyacakmış müebbeden artık<br />
O perde perde hakâik o ukdeler, o dehen!<br />
Yazık ki yükselerek matla’ında etti karar<br />
O lem’a 1em’a sünûhât&#8230; Hem de pek erken!<br />
Niçin gurûb ediverdin sen ey sitâre-i şark,<br />
Henüz kemâlini derk etmeden zavallı vatan?</p>
<p>Şu son zamanda zıyâ’ın kadar zıyâ’-ı elîm<br />
İsâbet etmedi âfâk-ı Şark’a, İbrâhîm!<br />
Eğerçi milletin ümmîd-gâh-ı ikbâli<br />
Olan beş on büyük âdem, beş on vücûd-i kerîm<br />
Birer birer heder olmuştu senden evvelce&#8230;<br />
Senin peyinde fakat kaldı bin ümîd-i akîm.<br />
Yarım asırda uyanmış çerâğ-ı feyze bakın:<br />
Bir anda oldu sönüp perde pûş-i hâk-i remîm!<br />
Tasavvur eyliyemezdim ki ansızın dursun<br />
Felâh-ı ümmet için çarpınan o kalb-i râhîm!<br />
Tahayyül eyliyemezdim ki seyrden kalsın<br />
Muhît-i şarkta cevlân eden o fikr-i hakîm!<br />
Ridâ-yı hâke büründün sen ey sirâc-ı edeb,<br />
Fakat o lem’a ki yâdımdadır&#8230; Zevâli adîm!<br />
Durup mezârının üstünde ağladıkça sehâb;<br />
Gelip başında enîn eyledikçe rûh-i nesîm;<br />
İnip melâik-i rahmet cihân-ı bâlâdan<br />
Harîm-i kabrine ettikçe her zaman ta’zîm;<br />
Bahâr vakti çiçeklerde yâd-ı enfâsın<br />
Meşâm-ı câna duyurdukça bin lâtîf şemim;<br />
Döner hayâlimin en muhterem harîminde<br />
Senin o tayf-ı lâtîfin ey âşinâ-yı kadîm!<br />
Musâb olan yalınız âilen midir? Heyhât,<br />
Bıraktın arkada binlerce hânümânı yetîm!<br />
Olurdu dest-i tesellî-medâr-ı lîtfunla<br />
Sirişk içinde yüzen çehreler bir anda besîm;<br />
Ederdi cûd-i merâhim-nümûd-i feyyâzın<br />
Hazâin olsa bütün ehl-i fâkaya taksîm.<br />
O bir cihân-ı fezâildi, mahvolup gitti&#8230;<br />
Nedir? Niçindir İlâhî bu inkılâb-ı azîm?</p>
<p>Ey yâd-ı güzîn-i ihtirâmı,<br />
Rûhumda hayâtının devâmı;<br />
Ey lem’a-i feyzinin tamâmı,<br />
Subh-i ezelînin ihtişâmı;<br />
Âmâline dargelince nâsût<br />
İkbâline sîne açtı lâhût.</p>
<p>Bakmaz da bu dâr-ı ibtilâya<br />
Rûhun can atardı i’tilâya;<br />
En sonra o nûr-i arş pâye<br />
Yükseldi civâr-ı Kibriyâ’ya&#8230;<br />
Dem şimdi dem-i saâdetindir.•<br />
Ervâh, nedîm-i hazretindir.</p>
<p>Tevfik olarak yolunda hem-râh,<br />
Aştın şu fezâ-yı tân nâgâh;<br />
Tâ fecr-i bekâda oldun âgâh&#8230;<br />
Hâlâ gidiyorsun, Allah Allah!<br />
Pervâzına yok mudur tenâhî?<br />
Ey tâir-i gülşen-i İlâhî!<br />
Her gül dibi medfen-i hayâlin,<br />
Her gonca kitâbe-i kemâlin<br />
Her yerde nihân olan cemâlin,<br />
Her yerde iyân olan meâlin;<br />
Bir yerde görünmüyorsun amma;<br />
Her yerde bedâyi’in hüveydâ!</p>
<p>Ey sen ki harîm-i Hakk’a mahrem<br />
Oldun da yabancın oldu âlem;<br />
Yâd eyliyecek misin ki bilmem?<br />
Dünyâ denilen bu sicn-i mâtem<br />
Hâlâ bana dâr-ı imtihandır&#8230;<br />
Kurtulmadım işte an bu andır!<br />
Ey yar-ı aziz-i gam-küsarım,<br />
Mahvoldu Huda bilir kararım;<br />
Sarsıldı olanca ıstırabım;<br />
Bi-zar peyinde ruh-i zarım!<br />
Gittin, beni kimsesiz bıraktın,<br />
Yaktın beni hasretinle yaktın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/merhum-ibrahim-bey.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Selma</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/selma.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/selma.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 08:54:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[
&#8220;Hemşîrezâdemdir. Dört yaşında öldü.&#8221;
&#8220;Bütün gün işte boğuştum, içim sıkıldı. Yeter!
Yarın da aynı mezâhimle uğraşıp duracak
Değil miyim? Bana öyleyse, Şimdilik ister,
Ferâğ içinde düşünmek, vücûdu yormıyarak.
Hayât, ceng-i maîşet; cihansa ma’rekedir;
Zaman zaman bu sükûnlar birer mütârekedir. ’
Dedim, zemîne uzandım. Fakat huzur o ne zor!
Dakîka sürmedi hattâ benim bu yaslanmam&#8230;
Bir eski komşu gelip: &#8220;Vâliden selâm ediyor,
Diyor ki: Hasta ağırlaştı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="200" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8751168878281170846&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="200" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8751168878281170846&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p><em>&#8220;Hemşîrezâdemdir. Dört yaşında öldü.&#8221;</em></p>
<p>&#8220;Bütün gün işte boğuştum, içim sıkıldı. Yeter!<br />
Yarın da aynı mezâhimle uğraşıp duracak<br />
Değil miyim? Bana öyleyse, Şimdilik ister,<br />
Ferâğ içinde düşünmek, vücûdu yormıyarak.<br />
Hayât, ceng-i maîşet; cihansa ma’rekedir;<br />
Zaman zaman bu sükûnlar birer mütârekedir. ’<br />
Dedim, zemîne uzandım. Fakat huzur o ne zor!<br />
Dakîka sürmedi hattâ benim bu yaslanmam&#8230;<br />
Bir eski komşu gelip: &#8220;Vâliden selâm ediyor,<br />
Diyor ki: Hasta ağırlaştı, durmasın, akşâm<br />
Hemen bizim eve gelsin&#8221; deyince davrandım,<br />
O âşiyân-ı perişâna doğru yollandım.</p>
<p>Sarıldı boynuma annem, girince ben içeri.<br />
Diyordu ağlıyarak: -Görme, Âkif’im çocuğu!<br />
Senin değil, yedi kat ellerin yanar ciğeri,<br />
Ölüm döşekleri üstünde görse yavrucuğu.<br />
Şükür, bugün azıcık farklıdır, diyorduk dün..<br />
O pembe pembe yanaklar kireç kesildi bugün!</p>
<p>Filân hekim, dediler. Geldi, baktı, anlamadı.<br />
Hayır, fılân daha bir anlayışlıdır, dediler.<br />
Meğer yalan yere çıkmış o sersemin de adı!<br />
Bırak ki anlasalar var mı çâre hiç? Ne gezer!<br />
Hekim ilâçlan, oğlum, bütün tesellîdir.<br />
İlâç yiyip iyi olmak, o bir tecellîdir.</p>
<p>Kesildi kardeşin artık yemekten, içmekten;<br />
Lâkırdı dinlemiyor, kendini helâk ediyor.<br />
O, hastadan daha şâyân-ı merhamet&#8230; Görsen&#8230;<br />
Dedikçe &#8220;Anne, çocuktan ümîdi kes&#8230; Gidiyor!&#8221;<br />
Telâş içinde kalıp büsbütün şaşırmadayım.<br />
Eğer yetişmese imdâda yok mu komşu hanım&#8230;</p>
<p>-Görünmüyor, hani hemşîre nerdedir? Gelsin.<br />
Benim sözüm ne kadar olsa başkadır, belki<br />
Biraz bulurdu teselli&#8230;<br />
- Nasıl da söylersin!<br />
Lâkırdı kâr edecek kim? Duyar mı hiç beriki?<br />
Kolay bir iç mi? Senin anne olduğun var mı?<br />
Çocuk o halde iken anne sözden anlar mı?</p>
<p>Bu hem kaçıncı felâket? Beşinci! Yâ Rabbi,<br />
Tamam beşinci seferdir ki kız ölüm görecek!<br />
Bu son ümîdi de şâyed giderse dördü gibi,<br />
Zavallı kendini vaktinden evvel öldürecek.<br />
Çıkıp da gör hele bir kerre şimdi Selmâ’yı<br />
Ne hâle koydu felek git de bak o sîmâyı!</p>
<p>Sabahleyin dili, baktım, biraz ağırlaşıyor&#8230;<br />
Melil melil bakıyor şimdi bülbül evlâdım!<br />
Ne zâlim illet imiş: Bir çocukla uğraşıyor&#8230;<br />
O olmasaydı da ben keşke hasta olsaydım.<br />
Şikâyet olmasın amma tahammülüm bitti&#8230;<br />
Günaha girmedeyim durmuşum da bak şimdi!<br />
***<br />
Ne manzaraydı ki bir kuş kadar uçan o melek<br />
Dururdu bî-hareket, kol kanad kımıldamıyor!<br />
Gözünde nûr-i nazar titriyor, hemen sönecek&#8230;<br />
Dudakta nâtıka donmuş; kulak söz anlamıyor!<br />
Türâb rengine girmiş cebîn-i sîmîni;<br />
Ölüm merâreti duydum, öpünce leblerini!</p>
<p>Başında annesi -mâtem tecessüm etmiş de<br />
Kadın kıyâfeti almış gibi -durur mebhût;<br />
Yanında komşu kadınlar hurûşa âmâde,<br />
Eğerçi ortada dönmekte bir mehîb sükût.<br />
Girince ben odadan hepsi kalktılar ayağa,<br />
Kızıyla annesi mıhlıydılar fakat yatağa!</p>
<p>Dedim: Nedir bu senin yaptığın, düşünsene bir..<br />
Bırak şu hastayı artık biraz da kendisine.<br />
Ne çâre, hükm-i kader âkıbet zuhûra gelir,<br />
Cenâze şekline girmekte böyle fâide ne?<br />
Senin bu yaptığın Allah’a karşı isyandır;<br />
Asıl felâkete sabreyleyenler insandır&#8230;</p>
<p>Şu yolda başlayan âvâre bir talâkatle,<br />
Devâm edip gidiyordum ben ictihâdımda&#8230;<br />
Ne oldu, hastaya bir şey mi oldu, anlamadım&#8230;<br />
O beht içindeki kızdan kemâl-i şiddetle,<br />
Şu sayha koptu ki hâlâ enîni yâdımda.<br />
&#8220;Ne taş yüreklisiniz&#8230; Âh gitti evlâdım!&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/selma.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hasbihâl</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/hasbihal.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/hasbihal.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 08:53:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=35</guid>
		<description><![CDATA[
Ey bülbül-i ter-zebân-ı irfan,
Dem-beste nevâlarınla vicdan.
Hem-safvet-i rzuh olan o âvâz
Oldukça harîm-i canda dem-sâz,
Pâmâlim olur bütün avâlim;
Lâhûta kadar çıkar hayâlim.
Eşvâkıma dar gelir de eb’âd,
Eyler fikrim fezâlar îcâd!
Ey nûr-i mübîni Kibriyâ’nın,
Sînem olamaz mı âsümânın?
Gökler mi bütün karârgâhın?
Hiç yerlere uğramaz mı râhın?
Ey tâir-i nâz-ı sidre pervâz,
Kalbimde olaydın âşiyan-sâz;
Bir başka terâne gûş ederdin,
Rûhum gibi sen de cûş ederdin.
Yâdımda duran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="200" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=9186596365492567414&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="200" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=9186596365492567414&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object></p>
<p>Ey bülbül-i ter-zebân-ı irfan,<br />
Dem-beste nevâlarınla vicdan.<br />
Hem-safvet-i rzuh olan o âvâz<br />
Oldukça harîm-i canda dem-sâz,<br />
Pâmâlim olur bütün avâlim;<br />
Lâhûta kadar çıkar hayâlim.<br />
Eşvâkıma dar gelir de eb’âd,<br />
Eyler fikrim fezâlar îcâd!<br />
Ey nûr-i mübîni Kibriyâ’nın,<br />
Sînem olamaz mı âsümânın?<br />
Gökler mi bütün karârgâhın?<br />
Hiç yerlere uğramaz mı râhın?<br />
Ey tâir-i nâz-ı sidre pervâz,<br />
Kalbimde olaydın âşiyan-sâz;<br />
Bir başka terâne gûş ederdin,<br />
Rûhum gibi sen de cûş ederdin.<br />
Yâdımda duran neşâidinden<br />
Dâim cezebât içindeyim ben.<br />
Verdikçe derûna vecd o âheng,<br />
Dünyâ nazarımda teng olur teng!<br />
Âzâdesi büsbütün kuyûdun,<br />
Bir şi’r i semâ-zemin sürûdun!<br />
Bir ii’r-i revan ki: Cûy-i cârî<br />
Feyziyle bahâr ı ömre sârî.<br />
Bir nağme ki: Rûhtur, ledündür;<br />
Kur’an gibi râsihîn içindir.<br />
Bir nâle ki: Şevk-sûz-i idrâk<br />
Havlinde nidâ yı &#8220;mâ-arafnâk!&#8221;<br />
Ey şâir-i râzdân-ı mülhem,<br />
Ben râzına olmasam da mahrem,<br />
Hayrân-ı kemâlinim&#8230; Beyânın<br />
Gûyâ ki hitâbıdır Hudâ’nın!</p>
<p>Ey subh-i ezel cebîn-i sâfı.<br />
Envârının olmaz inkisâfı<br />
Yeldâ-yı adem cihânı alsa,<br />
Eşbâh bütün zalâma dalsa,<br />
Hâlâ görünür o rûhü’l-ervâh<br />
Bir cevv-i münîr içinde sebbâh!<br />
Ey safha-i vechi âyet-i nûr<br />
Cebhende meâl-i kevn mestûr;<br />
Çeşminde ziyâ yı sermediyyet<br />
Sönmez ebedî sirâc-ı kudret.<br />
Lâhût ile âşinâ nigâhın,<br />
Ecrâm şühûd-i intibâhın!<br />
Her dem lemeân eder o merdüm,<br />
Mihrâkı da zâhirât-ı encüm!</p>
<p>Her subh gelir nesîm-i dilcû<br />
Dûşunda semîm-i nâz-ı gîsû.<br />
Eyler yeniden hevâ-yı dîdâr<br />
Bir nefha ile beni hevâ-dâr!<br />
Sevdâ kesilir bütün süveydâ,<br />
Gûyâ açılır nikâb-ı Leylâ<br />
Kehvâre-i dilde nâim ümmîd<br />
Eyler uyanıp figânı teşdîd.<br />
Susturmak için o tıfl-ı zârı,<br />
Kalkar aranm leyâl-i târı!</p>
<p>Ey leyl! vekârının misâli,<br />
Yâhud bana karşı infiâli!<br />
Vaktâ ki eder revâk-ı deycûr<br />
Altında yatan cihânı mahmur,<br />
Etrâfta kalmayınca bir ferd,<br />
Hem-râhım olur hayâl-i şeb-gerd,<br />
Kalkar, gezerim garîb ü tenhâ;<br />
Bir yer bulurum sükûnet-ârâ.<br />
Fevkımde semâ-yı encüm-âlûd;<br />
Pîşimde ridâ yı leyl-i memdûd;<br />
Yâdımda neşâid-i kemâlin;<br />
Karşımda hayâl-i yâl ü bâlin;<br />
Azâde kuyûd-i mâsivâdan,<br />
Bîgâile havftan, recâdan;<br />
Bir bezm-i fütûh açar ki vicdan:<br />
Lebrîz-i safâ-yı aşk olur can.<br />
Tasvîr değil o zevki, hattâ<br />
Mümkün olamaz tasavvur aslâ!<br />
Yâ Rab o ne feyz-i cûş ber-cûş!<br />
Yâ Rab o ne leyle-i ziyâ pûş!<br />
Yâ Rab o ne cilve cilve envâr!<br />
Yâ Rab o ne lem’a lem’a dîdâr!<br />
Yâ Rab o ne encümen, ne âlem!<br />
Yâ Rab o ne mahfil-i muazzam!<br />
Ey leyl, nehârın olmasaydı..<br />
Ey neşve, humârın olmasaydı!<br />
Bîdârın iken uyanmasaydım;<br />
Dünya varmış inanmasaydım!</p>
<p>Ey yâr-i vefâ-güzîn-i cânım<br />
Verdiyse melâl dâstânım,<br />
Mu’tâdın olan inâyetinle<br />
Susturma bu rûh-i zân, dinle!<br />
Hep velvele-i hayât dinse,<br />
Düşmez bu zavallı rûh, ye’se.<br />
Olmazsa zemin, zaman müsâid;<br />
Feryâdına âsüman müsâid!<br />
Gönder bana sen de neyse derdin&#8230;<br />
Yâdında mı bir zaman ne derdin?<br />
Müstakbeli almayıp hayâle!<br />
Gel biz dalalım bu hasbihâle!<br />
Edvâr-ı hayât perde perde&#8230;<br />
Allâh bilir ne var ilerde.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/hasbihal.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Mezarlık</title>
		<link>http://www.ahmetali.org/arsiv/mezarlik.htm</link>
		<comments>http://www.ahmetali.org/arsiv/mezarlik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jul 2008 08:52:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ilatemha</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[1.Kitap: Safahat (1911)]]></category>

		<category><![CDATA[Mehmet Âkif Ersoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetali.org/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[
Bakma kabristânın ancak sâha-i medhûşuna,
Dur da bir müddet kulak ver nâle-i hâmûşuna!
Kalbi hiç benzer mi bak sîmâ yı heybet pûşuna!
Kim ki dalmıştır hayâtın seyl-i cûşâ-cûşuna,
Can atar, birgün gelir, yorgun düşüp âgûşuna!
Ey mezâristan, ne âlemsin, ne yüksek fıtratin!
Sende pinhân en güzîn evlâdı insâniyyetin;
Senden istimdâd eder feryâdı ye’sin, haybetin.
Bir yığın göz nûrusun, yâhud muhammer tıynetin,
Rûh-i pâkinden coşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="262" height="201" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="id" value="VideoPlayback" /><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6282063067648819012&amp;hl=en&amp;fs=true" /><embed id="VideoPlayback" type="application/x-shockwave-flash" width="262" height="201" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-6282063067648819012&amp;hl=en&amp;fs=true"></embed></object><br />
Bakma kabristânın ancak sâha-i medhûşuna,<br />
Dur da bir müddet kulak ver nâle-i hâmûşuna!<br />
Kalbi hiç benzer mi bak sîmâ yı heybet pûşuna!<br />
Kim ki dalmıştır hayâtın seyl-i cûşâ-cûşuna,<br />
Can atar, birgün gelir, yorgun düşüp âgûşuna!</p>
<p>Ey mezâristan, ne âlemsin, ne yüksek fıtratin!<br />
Sende pinhân en güzîn evlâdı insâniyyetin;<br />
Senden istimdâd eder feryâdı ye’sin, haybetin.<br />
Bir yığın göz nûrusun, yâhud muhammer tıynetin,<br />
Rûh-i pâkinden coşan gözyaşlarından milletin!</p>
<p>Şanlı bir târîhsin: Mâzî-i millet sendedir.<br />
Varsa ibret sendedir, hikmet de elbet sendedir;<br />
Devr-i istîlâ dunır yâdında, devlet sendedir!<br />
Çünkü hürriyyet, hamâset sende, gayret sendedir,<br />
Zindegî zillettir artık bence izzet sendedir!</p>
<p>Ey ademle varlığın ser-haddi, iklîm-i salâh!<br />
Başlarında sermedî bir sâye, bir müşfık cenâh<br />
Olmasan, bî-vâyeler nerden bulurlar inşirâh?<br />
Zıll-i memdûdunda var âsûde bir reng-i felâh.<br />
Leyl-i dûrâ-dûruna olsun fedâ yüz bin sabâh!</p>
<p>Cevherin toprak değil, pek başka bir ma’den senin.<br />
Âh bilmezler ki üstünden geçerlerken senin,<br />
Bin dimağın lübbüdür her zerre hâkinden senin.<br />
Öyle feyyâz, ey zemîn-i ma’rifet, mâyen senin:<br />
Sâye-gâhından çıkarken rûh olur her ten senin!</p>
<p>Ey mezâristan, nihan ka’rında yüz binlerce mâh,<br />
Fışkıran hâk-i remîminden bütün nûr-i nigâh!<br />
Nâzeninler yâl ü bâlinden nişandır her kiyâh&#8230;<br />
Serviler Mevlâ ya yükselmiç birer berceste âh,<br />
Hufreler Mevlâ’dan inmii en emin bir hâb-gâh.</p>
<p>Ey şebistân, ey adem, ey perde perde kibriyâ.<br />
Sendedir ümmîdler: Senden doğar fecr-i bekâ.<br />
Her hacer pâren okur bin şi’r-i lâhûtî-edâ;<br />
Her neşîden rûhu eyler sennediyyet-âçinâ.<br />
Ey semâvî hâk, benden bin selâm olsun sana.</p>
<p>Sıkınca rûhumu ba’zen metâlibiyle hayât,<br />
Olur yegâne mesîrem mahalle-i emvât.<br />
Muhît-i velvele-dârında zindegânînin,<br />
Ferâğ-ı dâimi yoktur hayât-ı sânînin.<br />
Ne levs-i hırs ü mezellet zemîn-i pâkinde,<br />
Ne hây ü hûy-i maîşet harîm-i hâkinde,<br />
Bu kâinât-ı huzûnın fezâ yı sâmitini<br />
Görünce, ömr-i perîşânımın merâretini,<br />
Velev bir ân için olsun atıp hayâlimden,<br />
Uzaklaşır giderim mâsivâya artık ben.<br />
Şu mâsivâ denilen kayd-ı ukde ber-ukde<br />
Kırılmadan olaamaz ruh bir dem âsûde.<br />
Fakat kırılmak için böyle bir zemîn ister&#8230;<br />
Zemîn değil yalınız, kalb-i âhenin ister!</p>
<p>Geçen sabâh idi Eyyûb’a doğru çıkmıştım.<br />
Aşıp da sûrunu şehrin atınca birkaç adım,<br />
Ufuk değişti, önümden çekildi eski cihan;<br />
Göründü karşıda füshat-serâ yı kabristan.<br />
Fakat o bir koca deryâ-yı sermediyyet idi,<br />
Ki her haziyre-i sengîni mevc-i müncemidi!<br />
Kenarda durmıyarak girdim en derin yerine,<br />
Oturdum arkamı verdim de taşlann birine.<br />
Ridâ-yı samte bürünmüş bütün yesâr ü yemîn,<br />
Huzûr içinde ağaçlar, sükûn içinde zemîn.<br />
Bütün o yükselen emvâc, o bî-nihâye deniz,<br />
Derin bir uykuya dalmıştı, her taraf sessiz.<br />
Yavaş yavaş açılıp perde-i likâ yı muhit;<br />
Harîm-i rûhumu doldurdu kibriyâ-yı muhit.</p>
<p>Fakat bu beste-i lâhût nerden aksediyor,<br />
Ki &#8220;Ellezî halâka’l-mevte ve’l-hayâte&#8230; &#8221; diyor?<br />
Nedir samîm-i sükûnette böyle bir feryâd?<br />
Neşîde Hâlik’ın, ammâ kim eyliyor inşâd?<br />
Zaman zaman ederek yükselen terâne hurûş,<br />
Enîne başladı nâgâh kâinât-ı hamûş!<br />
O serviler müteheyyic cemâ’at-i kübrâ<br />
Kesildi&#8230; Her birisinden duyuldu aynı sadâ.<br />
Mekâbir inledi, taşlar birer lisân oldu;<br />
Kitâbeler de o taşlarla hem-zebân oldu.<br />
Görünce zinde bütün mahşer-i heyûlâyı,<br />
Mezâra rûh veren nefh-i pâk-i Mevlâyı,<br />
Hayâle daldım; o füshat-serâ yı dûrâ-dûr<br />
Göründü dîde-i medhûşa bir cihân-ı nüşûr!<br />
Kefen be-dûş-i bekâ bî-nihâye ecsâdın,<br />
O, dehri hîçe sayan, kârbân-ı ecdâdın,<br />
Akın akın geçerek pîşgâh-ı izzette,<br />
-Muhît-i havf ü recâdan makâm-ı hayrette-<br />
Kıyâm-ı aczini seyreyledim&#8230; Ne dehşetmiş<br />
Sücûd-i hilkati görmek huzûr-i kudrette!</p>
<p>Bu herc ü merc-i kıyâmet-nümûna hâkim olan<br />
Hatîb-i âlem-i ulvî nihâyet oldu iyan:<br />
Gözüm, uzaktaki bir medfenin ayak ucuna<br />
Çöküp ziyâret eden, bir çocukla bir kadına<br />
İlişti. Sonra biraz yaklaşınca, iyiden iyi<br />
Tezâhür eyledi: Baktım, çocuk &#8220;Tebâreke &#8220;yi<br />
Kemâl-i vecd ile ezber tilâvet eylemede;<br />
Yanında annesi gözyaşlarıyle dinlemede.<br />
Zemîne ra’şe verirken neşâid-i melekût,<br />
Ne manzaraydı İlâhî o makber-i mebhût?<br />
Çocuk hayâta, o makber de mevte bir levha.<br />
Tezâd-ı kudreti gör.Bak şu levh-i zirûha!</p>
<p>***</p>
<p>Biraz geçince o sesler bütün hamûş oldu,<br />
Deminki mahşer-i pür-cûş sâye pûş oldu.<br />
Çocuk kadınla beraber çekildi âlemine,<br />
Gömüldü gitti mezarlık sükûn-i dâimine.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetali.org/arsiv/mezarlik.htm/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
